MEDENİYET VE ÇIPLAKLIK
Medeniyet tarihinin en karanlık çağı: kavramsal bunalımları , insanın hayvanlaştırılmaşını ve tanrıyı dünyadan kovan akıl dininin en üst seviyeye ulaşmasını içinde barındırması nedeni ile 20 yy dır. Kavramsal bunalım olarak belirtilen ; kavramların kavramsal özünün hiçleştirilmesi yada, batı plastik Frenk beyninin gözüyle batılca anlamlandırılması , daha da kötüsü Müslüman beynin oluşan kavramları Hak süzgecinden geçirmeden toplumsal hayatında kullanması sonuç itibarı ile tam bir çıkmaz sokak oluşturmaktadır. 20 yy.da hiçleştirilerek eşiti oluşturulan kavramlar arasında beynimizde yer etmesi gerekenler aynı zamanda sosyal, siyasal , ekonomik alanlarda da en çok içli dışlı olduklarımızdır. Bunlar :
Çalışmak = Kölelik (zihinsel yada bedensel / veya ev kölesi – tarla kölesi)
Aşk-ı mecazi= Ego tatmini (nefsin ruhu ele geçirerek karşı cinsin putlaştırılması)
Para = Küresel efendi (cebimizdeki put)
Medeniyet = Çıplaklık tır.
MODERN MEDENİYET- YUNAN İLİŞKİSİ ve DEVLET
Modern seküler akıl dini ve taraftarları(devşirmeler dahil) düşünce ve medeniyet kavramlarını yunana yamamışlardır. Şimdiki sanal medeniyet, o dönemin biçimsel / içsel anlamından bir hayli hırçınlaşmış ve pençelenmiş halidir. Bu dönem düşünce ve Medine(polis) adamları üstadın deyimiyle HAKİKAT LİMANINA kadar gelerek gemiden limana atlayıp kurtulamamışlardır. Kalbi hiçe sayan bir anlayışın salt akılla yol bulmasının mümkün olamaması; tek kanatlı kuşun uçmasının mümkün olamaması kadar anlaşılır ve basittir. “ Selahaddin Eyyubinin kılıcı , Beyazıt Bestami’nin nazarı…akıl ile gönül bir kadehten sarhoştu” (ikbal :ey şark kavimleri). Yunan düşünce sistemindeki fiiliyat, sapma noktasına kadar gelmiş , hakikat ve sapıtma yol ayrımında kalbin hiçe sayılması kendini sapıtma yoluna sevk ederek hakikati es geçmiştir. Bu düşünce yapısı mitoloji ve insana kendini kilitlemiş ; beşeri düşünce yapısını arındırmadan yoksun kalmıştır.yoksun kalmasının en büyük nedeni ise VAHİY saflığı ile kendinin desteklenmemiş olmasıdır.
Bilinmelidir ki medeniyetin standardı olarak batı! Plastik düşünce (yunan) saç ayakları üzerine kurulmuştur. Devlet sistemi ve diğer kavramlarda dahil halefi olduğu yunan sistemi gibi kendinden olmayanı dışlamış ve / veya yok saymıştır. Modern kapital / seküler dünya düzeninde bugünkü devlet yapısı (kendini Müslüman ülke olarak tanımlayan çoğu ülkede dahil) yunan devlet anlayışını kopyalamaya mahkum edilmiştir. Müslüman beyinde dahil devlet kavramı ele alındığında “platon” akla gelmiş ve referans olarak alınmış İslam düşünce sinin asıl evladı olan ibn-i Haldun ve şeyh Edebali kenara itilmiştir. İki zıt yapıyı örneklemek gerekirse:
Platondan 2 yy sonra yaşayan ve platonun ulaşılmasının mümkün olmadığını anladığı devlet yapısı yine yunan feylosof likourgus tarafından hayata geçirilmiştir. Tarihteki ilk sosyal devlet olarak bilinen bu örgütsel yapıda kurallara sıkı bir şekilde bağlanılmış ama kurallar asla yazılmamıştır. Bu sistemde paranın hayattaki akımını yavaşlatmak ve hatta yok etmek için para devasa boyutta üretilmiş ; taşınmasının ve saklanmasının güçlüğü nedeniyle halk para ediniminde olağanca uzaklaşmıştır. Basit ve sade bir sosyal yaşam isteyen devlet başkanı feylesof , halkının farklılıklarını ortadan kaldırmak için çabalamış en evvela evdeki eşyalar aynılaştırılmış daha sonra bu yeterli görülmeyerek evlerde aynılaştırılmıştır. Toplumsal tabakalaşmanın kırılması için halk sofraları kurulmuş zengin fakir herkes bu sofralarda birleşmiştir. Kadınları ve evliliği önemseyen spartalı yasa koyucu genç kızların koşu yapmasını ve ok atmayı öğrenmesini sağlamıştır. Evlilik hayatına çeki düzen vermeye çalışan feylesof kıskançlığın yersiz ve anlamsız olduğunu savunmuş bunu ortadan kaldırmak için ortak evlilik ve ortak çocuk fikirlerini geliştirmiştir. Doğan çocukları anne ve babalarının değil devletin Malı saymış gürbüz ve kusursuz bulunan çocuklar yetiştirilmiş aksi durunda ise çocuk ıssız bir dağ basına terk edilmiştir. Uç olaylar harici olarak bakıldığında sosyal bir hukuk devletidir spartalının devleti.
İslam mütefekkirlerinden olan ibn-i Halduna göre devlet ve toplum, kendisini oluşturan insanların niteliği ve özelliklerini taşımaktadır. O halde, devletin TEMELİ ve ÖZÜ insandır. Devleti anlamak için, insanı gerçek yaşamı içersinde anlamak gerekir. Ona göre İNSAN KÜÇÜK DEVLET, DEVLET BÜYÜK İNSANDIR. İnsan refahının artması için devletin çaba sarfına inanır. İktisadi kalkınmanın sosyal huzuru yanında getirdiğini belirtir. En kısa ifade ile esas olan insandır , kurallar değil.
Az sözle çok mana oluşturmayı başaran Müslüman beyinlerden bir diğeri ise devlet dediğimizde akla gelmesi gereken şeyh Edebalidir. Onun devlet anlayışı ise harf hacmi bakımından kısa, işlev bakımından derindir. İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN.
İki zıt medeniyetten belirttiğimiz bu devlet anlayışlarında hiç şüphe yoktur ki esas olan insan yaşamı , insan refahıdır. En belirgin fark ise yukarıda da belirttiğimiz gibi doğu aklının vahiy ile desteklenmesi batı aklının ise beşer tarafından beslenmesidir. İnsanı tanımlamaktan aciz bir düşünce yapısı ile insan yaşayışına yön vermek için oluşturulan beşeriyet destekli devlet anlayışı ve kurallar bütünü her yeni meydana gelişte dünyaya kapatılması zor bir gedik açmaktadır dersek neyi anlatmak istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır .
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE İKİ KAVRAM
Yeni dünya düzeninde Rönesans ve reform ile vahiyden intikam alan ve yunan düşüncesi halefi olan batı , ürettiği iki kavramı doğunun yoğrulduğu vahiy kaynaklı kavramsal oluşumun karşısına ve hatta kapital üstünlüğü nedeniyle doğu vahyinin tepesine koymuştur. Bu kavramlar : LAİKLİK ve DEMOKRASİDİR. Şunu önceden belirtmeliyiz ki kavram / kavramlar doğdukları kültürlere aittirler. Destek babında peygamberimizin “çocuk kimin yatağındaysa onundur” hadisini söylemek mümkündür. Bu anlamda Müslüman papaz olamayacağı gibi Hıristiyan imam da olamaz.yunan tasavvufu olamayacağı gibi İslam felsefesi de olamaz. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bunların birbirlerine yamanması hakla batılın batılla hakkın birbirine boca edilmesidir.
Kutsallaştırılarak devlet örgütünün başına musallat edilen bu iki kavram fayda maliyet analizi ile ele alınırsa insana ve insanlığa eksi değer katmaktan öteye geçememiştir. Hatta bu iki kavram kırsal 3. dünya ülkelerinde yaşayan kabilelere bile bulaştırılmış çıkan arbededen insanlık dışı şekilde yararlanılmıştır. Demokrasi ve laiklik vaadi altından dünya devletlerine sopa atan devletlerin ne kadar laik ve ne kadar demokratik oldukları tartışma götürmez bir konudur !!!. Japonya , Vietnam, Somali ,Darfur, Afganistan, Bosna ve son olarakda Irak demokrasi ve laikliğin ulaştırılma gereği duyulduğu son noktalardır.
Osmanlı devletinin çöktürülmesi ardından verilen kurtuluş savaşı sonrası kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti geleneksel Türk İslam devlet idaresi yapısından vazgeçip birçok yönü ile Fransa idari yapısını benimsemiştir. Bu idari yapı içerisinde içkinleştirilen bir kavramda Laikliktir. Fıransanın laikliğin en katı şekilde uygulandığı ülke olduğu da ayrıca bilinmelidir. Medeni devletler halkasına eklemlenen Türkiye Cumhuriyeti idari anlamda geleneğe sırt döndüğü gibi sosyal yaşamda da geleneğe sırt dönmüş ve batı burjuvazisi çapında olmasada kendi içinde bir toplumsal katman oluşturmuştur. Medeniyetleşme yolunda kendine uyarladığı demokrasi ve laiklik kavramları ile beraber üst seviyeye ulaşmak için önündeki engelleri temizlemeye çalışmış ve en büyük engel olarak islamı günah keçiliğine uygun görmüştür. Ülkedeki yaşam alanını kendine atfeden ve yunan düşünce sistemi gibi kendinden olmayanı inkar etme cesaretinde bulunan Türk burjuvazisinin (siyasal ve bürokratik) devlet adını alan örgütsel yapıdaki yönetme beceriksizlikleri de yine bu çevre tarafından İslam’a fatura edilmiştir. Medeni insanın vitrin insanı olduğunu kabul gören bu anlayış Türkiyenin aya gidememesini,dünya otomobil sektöründe 100%100 yerli malı otomobillerinin olmamasını , tarım sektöründe bir zamanlar kendi kendine yeter bir ülke olarak sosyal derslerinde okutturulurken simdi Rusya ve Kanada dan buğday almamızı,genetik biliminde ilerleyememizi , enerjinin bilmem kaçının ithal edilişinin sebebini , dakikada .. ?kadar kadına tecavüz edilip dakikada ..? kadar hırsızlığın yapılışını kısaca söylemek gerekirse muasır medeniyet seviyesine erişememizi ! onun başındaki örtüye , bunun yüzündeki sakala , onun kulağındaki küpeye, bunun şaç şekline bağlamış ve elbiseyi medeniyetin eşit ölçütüne yükselterek bu yolda kendini kilitlemiştir. İnsanı tanımlayan ve yokluktan çıkaran erk tarafından cenin haline geldiği andan itibaren dünyada kullanılmak üzere verilen kazanılmış hakkın , keyfi nedenlerle kişinin elinden alınması insanlık hukukunun dışında bir olaydır.Tarihte aklı selim insanlar tarafından kabul gören hiçbir ilim ,bilim, sanat, adamı veya kadınının elbisesi kadar değer taşıdığı(değerden kasıt saptırılmamalıdır) ve medeni olduğu iddia edilemez. Kavramları kutsallaştırarak insanları bu kavramlar çerçevesinde şekle sokma, tektipleştirme ve vitrinleştirme hem akla hem vicdana ters olmakla beraber,gerçek anlamda hukuk, laik, ve sosyal devlet anlayışına aykırıdır. Bu noktada yapılması kaçınılmaz olan şey sudur: başta medeniyet kavramının ne olduğu sorusuna (kendi öz tanımımız da), laikliğin din ve vicdan özgürlüğü mü olduğu yoksa ,içerik bakımından başkaca şeyler ifade eden bir yapımı olduğu sorusuna ve demokrasinin ve veya çoğulcu demokrasinin ve veya temsili demokrasinin ne olduğu sorusunun yanıtını ortaya koymaktır. Medeniyet eğer çıplaklık ve örtülerden arınmaksa Afrika da ki aç ve çıplak çocukların dünyanın en medeni insanları olması gerekmez mi sorusu da aklımıza zuhur eden sorulardandır. Devlet mi yoksa insan mı seçenekleri sunulduğunda devleti seçecekleri belli olan elit tabakaya İNSANI YAŞATKİ DEVLET YAŞASIN SÖZÜNÜ hatırlatmak bir şarttır.
SONUÇ
Günümüz Müslüman toplum içinde bulunan devşirilme tabaka , geçen onca zaman ve yaşanan onca ısdıraptan sonra hala! Sanal batı medeniyeti kavramsal gözlüğünden bakmakta ve kendine yakışan bir edayla elitokrasi eksenli cadı kazanında Ötekini! Recmetmektedir. Hakikat şefliğinin geleneksel yapısı dün olduğu gibi bugünde yürüdüğü aşınmış yolda tam gaz ilerlemektedir. Kimi zaman Ebubekir’in evinin bahçesindeki mescidinde namaz kılmasını engellemekte , kimi zamanda Habeşlinin üstüne kızgın taşlar yığmaktadır. Tarih sahnesindeki bu insan tipolojisine bakıldığında her ne kadar felsefe ,edebiyat , siyaset , ekonomi ve hukuk alanlarında ileri seviyeye erişseler de ellerindeki ve beyinlerindeki yanlı veya yanlış fenerle AYDINLIK ve DOĞRULUK mefhumlarını istibdatla tekellerine almış ve karşıdan gelene , asıl HAKİKAT ta olsa , hazımsızlık politikası ile karşılık vermişlerdir. Bu intihara yine tarihsel çerçevede bakılacak olursa : cumhurdan sert tepkiler almış ve cumhurun bu dönemler içinde kendi iç dinamikleri arasından gerçek anlamda hakikat ehlinin çıkmasına vesile olmuştur. Batı gözlüğündeki tanınmışlığı itibariyle aslında altında birçok fitnesel akımda barındırsa Fransız halk devrimi buna bir kanıttır. Kral yolunu ölüm yoluna çeviren sözde kral ve yardakçılarının gözlerini kör edercesine kapayarak vukuu bulan dıramayı görmek istememesi bile ihtilale engel olmamıştır. Bu ve buna benzer toplum kaoslarında olumsuz fiiliyat ve fikirleri sonucu intihar için uçurum kenarına gelen yalnız kendileri değil ; arkasındaki kişi, tabaka,cemiyet ve benzeri oluşumlardır da. Aynı uçurum kenarında aşağı deredeki bir ot parçasını görüp ulaşmak için uçurumdan atlayan bir koyunun ardından sürünün de onun ardından atlaması gibi
not:bu yazı şubat ayıda gerçek hayat dergisi için hazırlanmış ve yayınlanmıştır.aşağıda bir entellektüele yazılan cevabımla gözden geçirilerek sayın ahmet fidanın ve site ziyaretçilerinin faydasına sunulmuştur : osman bınarönü
__________________________________________________________________
bir entellektüele cevap:istanbulda olsaydım eğer nişan taşı semalarında kendisine bir branç ısmarlatarak cevabını bildiğim halde bazı sorular sorup onunla konuşmak isterdim.
yine kendi uslubuyla tabi !
- pek değerli güzel monşerjiğim, her demde insan ve haklarından bahseden entellektüel takımı olarak ve kendinizi insancıl sayarak sokak köpeğine bile bu kadar hakaret dolu sözcüklerle hitab etmekten olabildiğince sakınırken ve fakat ustadım necip fazılın “ham yobaz kaba softa” diye tabir ettiği ve gerçek anlamda ilim , irfandan eksik kalan bu mazur görülebilecek cahilliği gösterdiği varsayılan o başörtülü insanı , insan onuruna yakışmayan bir tavırla eleştirmenizin sebebi ne .
bilmem biliyormusunuz ama başörtüsü mitinğlerinde hernekadar kapalı yobazlar olsada ehli vicdan sahibi bazı sosyal demokratlarda katılır.sinevizyonum güzel kuşum, eğer o sosyal demokratlardan alımlı ,klasik giyimli bir bayan aynı pankartı taşısaydı (ki size gore böyle bir ihtimal olamaz) yine aynı güzel hitaplarınızı kullanırmıydınız. yada sakaryada bir kilise rahibesi aynı şekilde bu olayın tanrının bir cezası olduğunu ve müslüman kafirlere azap ederek onları cezalandırdığını asıl dinin hristiyanlık olduğunu belirten bir konuşma yapsaydı siz bu konuşma ile ilgilenirmiydiniz komserim hababam sınıfım. üzerine sıkıca balyoz vurduğunuz o başörtüsü ve uzun manto (tesettur) nun insanı gerici ve yobaz yapma inkanının sıfır olduğu gibi nişan taşında Adem ve Havva rolune soyunarak ! vitrinleri kaldırım taşlarında gezdiren o teşhir sanatçılığınında insanı ilerici veya bilge yapma olasılığının sıfır olduğu gerçeğini o güzel beyin hücrelerin ne zaman anlayacak sayın uzaylı abim siyah gülüm. eğer çıplaklık ve vitrin insanının ve veya teşhir sanatının insanı medeni,akıllı bilge yapabileceğini hala ısrarla dirteceksen sevgili padişahım bende sana o nişan taşında etilerde o taşında bu yaşında demeden fink atan solaryum kaçkını kılıklı ve kucağındaki oğluşu finoya milyar lira (pardon ytl)harcayan ablalarımın , yardım branç ve konkenleri harici, aklının ucuna dahi gelmediği o afrikanın taaaaaaaaaaa en bilemediğin yerinde yam yam kılıkla dolaşan ve akbabaların öyle menusunde es geçmediği 5 yaşındaki çocuğun o pek muhterem ablalarımdan daha medeni akıllı ve bilge olduğunu söyler birde onun üretttiği son teknoloji ile ayda tavşan kovaladığını uydururum .tama mı, oturan boğam uçan kartalım?
yine eşşeğe sopa atarcasına eleştirdiğin o insanoğlunun pis ağzına allah isminin yakışmadığını söylüyorsun pek muhterem ulemam. sokakta 5 liraya kendini satan fahişe sevişirken müşterisi olan ve " yavaş abansana !sen köyden dün mü geldin ALLAH aşkına? " dediği abazayı avutan o fahişenin ağzına kendi isminin koyulmasına izin veren ama sizin kendinize ipotek ettiğiniz ALLAHIN isminin kimin ağzına yakışıp kiminkine yakışmayacagına bırakta "O" KENDİ karar versin tamam mı seyh-i ekberim. biliyorum bu yazıyı sen okumayacaksın veya benle beni adam yerine koyupta konuşmayacaksın ama konuşsaydın ve okusaydın suratıma bakıp"hadi ordan sakalllı şapsal " diyeceğini veya benim adıma da bir kalem yazı çaktıracağını bilmez diğilim sayın zehirli elma büyücüm. seni ve seni destekleyenleride çağdaşlığınızdan dolayı kutluyorum sayın devlet başkanım,çağdaşlığınızdan ödün vermediğiniz ve en yakın zamanda AY'A GİDECEĞİNİZİ BİLDİĞİM İÇİN CEVABINIZI AYDAN VE ordaki adresinizle beraber bekliyorum nevtonum , pascalım , sokratım . bay bay.
Yorumlar
Yeni yorum gönder